Skip Navigation Links

Nöroşirürji Nedir?

Nöroşirürji Nedir?

Sözlük anlamına bakacak olursak Nöroşirürji kelimesi Nöron ve Şirürji'den türetilmiştir. "ŞİRÜRJİ kelimesi" yaraları iyi eden' anlamına gelir. Nöron latince kökenli olup sinir hücresi demektir. Buradaysa genel olarak sinir sistemini anlatmak için kullanılır. Nöroşirürji kısaca sinir sistemi cerrahisidir.

Nöroşirürji;

  • beynin ya da omurilik dokusunun içinden kaynaklanan veya ona dışarıdan basarak sorun oluşturan tümörlerin,
  • beyin dokusunu ya da omuriliği besleyen damarların anevrizma (balonlaşma), arteriovenöz malformasyon, kavernom gibi rahatsızlıklarının, karotis stenozu dediğimiz boyun damarlarındaki darlıkların,
  • doğumla birlikte olan meningomyelosel gibi sinir sisteminin oluşumu sırasında gelişen rahatsızlıkların,
  • hidrosefali adı verilen ve kabaca beyin boşluklarındaki sıvının miktarının artışının,
  • bel fıtığı başta olmak üzere her türlü omurga hastalıklarının,
  • kafa ve omurilik yaralanmalarının,
  • beyin damarlarının tıkanıklıklarının,
  • beyin kanamalarının cerrahi tedavisi ile ilgilenir.

Nasıl Nöroşirürjiyen olunur?

Öncelikle bunun çok uzun bir eğitim olduğunun bilinmesi gerekir. 6 yıl Tıp fakültesi eğitimi bitirildikten sonra YÖK ve ÖSYM'nin hazırladığı Tıpta Uzmanlık Sınavı'na girilerek nöroşirürji eğitimi veren kliniklerin birinde asistanlık eğitimi başlar. Bu eğitimi Üniversite Hastaneleri, Gülhane Askeri Tıp Akademisi, SSK Eğitim Hastaneleri ve Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim Hastaneleri verebilir. Eğitimin süresi Sağlık Bakanlığı ve SSK hastanelerinde enaz 5 yıl iken Üniversitelerde enaz 6 yıldır. Kliniğin isteğine ya da asistanın durumuna göre bu süre uzatılabilirken yasayla zorunlu olan rotasyonlar yani diğer klinik branşlarda yapılan eğitimler gene kliniğin isteğine ve alışkanlıklarına göre uzatılabilir ya da ek branşlar eklenebilir. Bazı rotasyonların yapılması zorunludur. Bunlar Genel Cerrahi, Anesteziyoloji, Patoloji ve Nörolojidir. Asistanlık eğitimi, klinikler arasında küçük farklılıklar olmakla birlikte kıdemsiz asistan, orta kıdemli (ya da bazı kliniklerde kıdemli) asistan ve kıdemli asistan (gene bazı kliniklerde başasistan) olmak üzere genelde üç aşamadan oluşur. İlk dönem çoğu klinkte 1 ya da 2 yıl sürer. Bu süre içinde temel nöroşirürji kavramlarını, acil girişimleri, hasta muayenesi ve değerlendirmesini öğrenen asistanlar bazı kliniklerde klinik içi bir sınavla değerlendirilerek orta kıdemli (ya da kıdemli) asistan olunur. Orta kıdemli döneminde asistanların genel olarak daha büyük sorumluluklar alarak cerrahi vakalarda aktif görev almaya başlaması ve bazı temel ameliyatları uzman eşliğinde yapacak duruma gelmesi hedeflenir. Daha sonraki dönemde gene nöroşirürji uzmanı eşliğinde birçok beyin, omurilik ve sinir şirürjisi gerçekleştirebilecek, cerrahi kararlar verebilecek, cerrahi girişim yöntemini seçebilecek temel eğitimi almış olmalıdır. Gene bu dönemde uzmanlık tezi hazırlanır ve ardından uzmanlık sınavına girilir. Eğer tüm bu aşamalardan başarılı olarak çıkılabilirse Nöroşirürji Uzmanı olunur.

Beyin, sinir ve omurilik şirürjisinde yukarıda anlatılan yazılı kuralların dışında yazılı olmayan kurallar vardır. En önemlisi usta-çırak ilişkisidir ve eğitimin temelini oluşturur. Etik kurallara oldukça bağlı olarak yetiştirilen nöroşirürjiyenler uzman olurken de olduktan sonra da çok yoğun bir eğitim programıyla uğraşmak zorundadır. Ameliyatların bir çoğu mikroskop eşliğinde yapıldığı için iyi bir mikroşirürji eğitimi alınmalı, gelişen teknolojik ve bilimsel kavramlar yakından izlenmelidir.

Türkiye'de Nöroşirürji'nin Kısa Tarihi

Dr. Sait Naderi
Nöroşirürjinin geçmişi birçok tıbbi ve hatta cerrahi disipline göre görece kısadır. Nöroşirürji, sözcük itibarı ile, şirürji ile nöro'nun birleşmesi ile oluşur. Şirürji "el" anlamındaki "kheir" ile "çalışma" anlamına gelen "Ergon"un birleşmesi ile oluşur. Diğer bir deyişle nöroşirürji sinir sistemi üzerinde yapılan el işçiliğidir.

İlk ve orta çağlarda gerçek anlamda nörolojik cerrahiden söz edilemez. Anadolu'da birçok trepanasyon vakaları bildirilmişse de, bu vakaların gerçekten ne kadarının cerrahi amaçlı ne kadarının ise büyü veya kötü ruh çıkarmaya dönük olduğu kestirilememektedir. Orta çağda Anadolu'da yapılan cerrahi işlemlerin dünyadaki benzerleri gibi primitif olduğu ise açıktır.

Dünyada modern cerrahinin gelişiminde başlıca rolü antisepsi ve asepsinin gelişimi ile anestezideki gelişmeler almıştır. Bu dönemden önce yapılan girişimler belirli bir düzeyin üstüne çıkamamış, gerçek anlamdaki gelişmeler 19. yüzyıldan sonra olmuştur. Dünyada bu gelişmeler sürerken, ülkemizde de tıp eğitiminin batılı standartlara yakınlaştırılma çabalarına tanık olmaktayız. II. Mahmut döneminde, 14 Mart 1827'de Tıphane'nin kurulmasından sonra Cerrahhane de kurulmuş ve bu olayı izleyerek primitif de olsa ilk cerrahi işlemler başlamıştır. Bu iki mektebin daha sonra birleşmesi ile Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane kurulmuştur. Her ne kadar bu okulun ilk öğrencilerinin büyük bölümünü azınlıklar oluştursalar da, giderek hem Türk'lerin sayısı artmış, hem de eğitim dili sonradan Türkçe'ye çevrilmiştir. Özellikle 19. yüzyılın 2. yarısından sonra birçok hekim ileri eğitim için Fransa ve Almanya gibi batı ülkelerine gönderilmiştir.

Böylece, başlangıçta hamam göbek taşında yapılan mesaneden taş çıkarma veya apse boşaltma işlemlerinden ibaret olan ve oldukça yüksek morbidite ve mortalite ile seyreden cerrahi, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ülkemizde de değişime uğramıştır. Bu değişimde başlıca rolü oynayan Cemil Paşa'nın Fransa'dan dönmesi ve antisepsi ve asepsi ile birlikte ülkemizde modern cerrahinin temellerini atması olmuştur. Bu dönemde ve sonraki dönemlerde birçok cerrahi işlemin yanı sıra nöroşirürjikal operasyonların yapıldığına da tanık olmaktayız.

Nöroşirürji tarihi bağlamında bakıldığında Türkiye'de birkaç dönemden söz etmek olasıdır:

1. Dönem: 1890 - 1909
2. Dönem: 1909 - 1933
3. Dönem: 1933 - 1950
4. Dönem: 1950 sonrası

1. Dönem: Bu dönem Cemil Paşa'nın gelişi ile birlikte ilk büyük cerrahi operasyonların başladığı dönem ile başlar ve Darulfunun Tıp Fakültesi'nin kurulmasına dek sürer. Bu dönemde genel cerrahların yaptığı birçok nöroşirürjikal girişime tanık olmaktayız. Bu dönemde operasyonlar başta Gülhane hastanesi olmak üzere, Haydarpaşa hastanesi, Bahriye hastanesi, Zeynep Kamil hastanesi ,Alman Hastanesi, Ermeni Hastanesi (Surp Pirgiç), Musevi Hastanesi, Pastör Hastanesi ve İtalya Hastanesi'nde yapılmaktadır. Kayıtlara bakıldığında bu dönemde Cemil Paşa (Topuzlu), Alexander Kamburoğlu, Yahoub (Yakupian) ve Wieting Paşa gibi dönemin ünlü cerrahları nöroşirürjikal operasyonlar yapmışlardır. Aşağıda bu cerrahların bazı uygulamalarına örnekler verilmektedir.


Cemil Paşa (1866-1958): Türkiye'de modern cerrahinin öncüsü olan Cemil Paşa birçok cerrahi yeniliğin yanı sıra bir çok nöroşirürjikal ilki de gerçekleştirmiştir. Pott hastalığında omurilik basısının kaldırılması için yapılan laminektomiler, omurilik yaralanmalarında yapılan laminektomiler, beyin apselerinde yapılan trepanasyon operasyonları bunlardan bazılarıdır . Cemil Paşa yaptığı beyin apsesi olgusunu Fransız Cerrahi Cemiyetinde sunmuştur. Bu sunum büyük olasılıkla ülkemizden yapılan ilk uluslar arası sinirbilim tebliğidir.

Alexander Kamburoğlu (?- 1913): 1887-1888'de Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane'nin başkanlığını yapmış olan Kamburoğlu, Alman Hastanesinin 5 yıllık cerrahi vakalarını sunduğu bildirisinde beş beyin tümörü olgusu ile üç hidrosefali olgusu bildirmiştir.

Garabe Yahoub (1865-1936): Dr. Yahoub dönemin en önemli tıbbi derneği olan Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane'de 1907'den sonraki 301 tebliğin 26'sını yapmış olup, dönemin aktif cerrahlarındandır. Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane'nin 1913 yılında başkanlığını da yapmıştır. Yaptığı sunumların bir bölümü "kafa travmalarında trepanasyon", "epilepsi olgularında trepanasyon", "Trigeminal nevraljide sempatik gangliona serum fizyolojik enjeksiyonu" ile ilgilidir.

Prof. Wieting Paşa (1868-1922): 1902-1907 yıllarında Gülhane'nin müdürlüğünü yapan Rieder Paşa'nın yardımcılığını yapan Wieting Paşa, 1909-1915 arası Gülhane müdürlüğünü üstlenmiştir. 1908 yılında yayınladığı "Gülhane Festschrift" adlı eserinde yapılan operasyonlarla ilgili ayrıntılara yer vermiştir. Cerrah olan Wieting Paşa, laminektomi, meningosel, meningomiyelosel, keza spastisite'de posterior rizotomi (Foerstier) operasyonlarını uygulamıştır.

2.Dönem: 1909-1933 arasında olan bu dönem, Darufunun Tıp Fakültesinin kurulması ile başlar ve bu okulun kapanarak yerini İstanbul Üniversitesine bırakması ile son bulur. Bu dönemde nöroşirürjikal operasyonlar genellikle genel cerrahlar ve KBB uzmanları tarafından yapılmaktadır. Bu dönemin ilk dönemden en önemli farkı, kısa bir süre için olsa da, nöroşirürji olgularının 1923-1927 yıllarında bir nöroşirürjiyen olan Dr. Abdülkadir Cahit Bey tarafından opere edilmesidir.


Kurumsal olarak ele alındığında, bu döemdeki nöroşirürjikal operasyonlar Darülfunun Tıp Fakültesi Hastanesinde (bugünkü Haydarpaşa Numune hastanesi), Gülhane hastanesi, Alman Hastanesi, Rum Hastanesi ve 1923 sonrasında Zeynep Kamil hastanesinde yapılmıştır.

A. Darulfunun Tıp Fakültesi: Burada öncelikle Cemil Paşa cerrahi bölüm başkanı ve dekan olarak görev aldıysa da 1912'de görüş ayrılıkları nedeniyle görevinden ayrılmıştır. Bu kurumda temelde 1. ve 2. cerrahi kliniklerinde operasyonlar yapılmıştır. Bu bölümlerden birinde Dr. Orhan Abdi Bey (Kurtaran), diğerinde Dr. Kerim Sebati Bey (Göker) 1933 yılına dek cerrahi bölümü şefliği yapmışlardır. 1. cerrahinin 1338 yılı istatistiklerine bakıldığında bu dönemde yapılan 237 operasyon arasında 50 adet kranial operasyon, 1 omurilik basısı ve 8 Pott hastalığı nedeniyle operasyon yapıldığı belirlenmiştir. Aynı yıl 2. cerrahi kliniği istatistiklerine bakıldığında ise 307 operasyonun yapıldığı, bu operasyonların 31'inin nöroşirürji ve spinal cerrahi ile ilgili olan operasyonlar olduğu tespit edilmiştir. Bu operasyonlar omurga fraktürü ve omurilik yaralanması nedeniyle laminektomi (2), serebral enfeksiyon (10), skolyoz (3), ventrikülit (1), Pott (9), siyatik (1), sinir felci (1) ve kafa kırığı (4) ile ilgili operasyonları içermektedir.

Bu dönemin bilinen KBB uzmanlarından Haydar İbrahim Bey (Aydar) de birçok nöroşirürjikal operasyon yapmıştır. Bu operasyonların başlıca olanları parasellar kitle nedeniyle parasellar cerrahi ve Trigeminal nevralji nedeniyle Gasser ganglionuna serum fizyolojik enjeksiyonlarıdır.

B. Gülhane: Bu dönemin bir bölümünde Mazhar Osman'ın Gülhane'de çalışması, nöroşirürjikal operasyonların yolunu açmıştır. Olgu kayıtlarından anlaşıldığına göre, olguların tanı ve lokalizasyonları Mazhar Osman tarafından yapılmış, operasyonlar ise Wieting Paşa tarafından yapılmıştır. Kayıtlarda bu dönemde bu yapılanma çerçevesinde beyin tümörü, spinal travma, spastisite ve meningosel için birçok operasyonların yapıldığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, beyin tümörü nedeniyle yapılan operasyonların başarısız olduğu anlaşılmıştır.

Mütarekeden sonra Gülhane'de iki nöroşirürji kliniği şekillenmiş, birinde Mim Kemal Bey (Öke) diğerinde Murat Bey (Cankat) başkanlık yapmıştır.
Dönemin en ünlü cerrahlarından olan Mim Kemal Bey, birçok nörotravmatoloji operasyonu yapmıştır. Mim Kemal Bey 1924 yılında ilk Türkçe beyin cerrahisi kitabı olan "Dimağ ve Cümcüme Afetleri ve Tedavileri" adlı eseri yazmıştır. Bu eser beyin cerrahisi alanında yazılmış olan ilk kapsamlı Türkçe eserdir.

Gülhane'de diğer cerrahi kliniğinin şefliğini yapan cerrah Murat Bey'dir. Harp cerrahisi konusunda deneyim kazanan Murat Bey özellikle kranioserebral, spinal ve periferik sinir travmaları ile kranial defektlerde plastik cerrahi konusunda deneyim kazanmıştır. Murat Bey "Harbde ilk yara tedavisi" adlı eserinde "benim şahsen idare ettiğim seyyarı, iptidaen yara müdahalelerine müsait bir hale getirmiştim. Yalnız dimağ, nuhai şevki, batın ve sadır cüruhuna inhisar ettirilen servisimde daima müdahalekârlığı tervic ettim. Muayyen zamanda yetişen dimağ ve batın nafiz yaralarında trepanasyon ve laparootomi yaptım. Yani yara tedavi usülümüzü müdahalekârlığın yeni conseptionslarına uydurdum. Buna mukabil bize uzak olmayan diğer bir derede çalışan bir cerrah arkadaşımız da tamamen aksine yani dimağ cerhalarını permanganate mahlûlile ısladılmış kompreslerle yaş pansuman yaparak muhafazakâr tedavi tatbik ediyordu. O sırada cephe müessesatı sıhhiyesini teftiş eden bir Alman cerrahi profesörü İstanbul'a avdetinde verdiği teftiş raporunda Çanakkale harp cephesinde bir tepenin bir tarafında modern cerrahi, diğer tarafında da orta çağ cerrahisi hüküm sürüyor diyerek bu hali tavsif etmek istemişti." Şeklinde ifade kullanmıştır. Murat Bey yıllar sonra 1947 yılında "Muhit sinirleri cerrahisi" adlı bir eser kaleme almıştır.

C. Diğer hastaneler: Mazhar Osman'ın giderek sinirbilimin yayılmasında katkısının artması ile sinirbilimin gelişmesi hız kazanmıştır. Bu durumun gelişmesindeki diğer bir etken ise Mazhar Osman'ın, yanındaki gençleri birçok yurtdışı merkeze göndererek eğitilmelerini sağlamak olmuştur. Mazhar Osman tarafından yurtdışına gönderilen hekimlerden biri Abdülkadir Cahit Bey (Tuner) dir. Abdülkadir Cahit Bey (1892-1980) 1. dünya savaşı sırasında Sina çölünde İngilizlere esir düşmüş mütareke günlerinde İstanbul'a döner ve Mazhar Osman'ın yanında Toptaşı Hastanesinde asistan olarak çalışır. Fakat Mazhar Osman'ın görevden alınmasını izleyerek, Mazhar Osman tarafından Almanya'ya, Prof. Foerster'in yanına nöroşirürji eğitimi için gönderilir. Dr. Abdülkadir Cahit Bey bir yıla yakın Foerster'in yanında çalıştıktan sonra Türkiye'ye döner ve Toptaşı Hastanesinde koşullar uygun olmadığından Zeynep Kamil Hastanesinde Cemil Paşa'dan kalma ameliyat salonunu restore ederek nöroşirürjikal operasyonlarına başlar. Bu ameliyatlar arasında en bilinenleri omurilik basısına yol açan spinal menenjiom ve fibrom ameliyatları, trigeminal nevralji nedeniyle yapılan Gasser ganglion enjeksiyonları ve beyin tümörlerinde yapılan trepanasyonlardır. Bu operasyonlardan olan spinal tümör eksizyonu, bilindiği kadarı ile yurdumuzda ilk kez yapılan operasyonlardır. Ne yazık ki görüş ayrılığı nedeniyle Abdülkadir Cahit Bey 1927 yılında İstanbul'u terk ederek Ödemiş'e yerleşir ve nöroşirürjiyi de bırakır. Dr. Abdülkadir Cahit Bey'in çalışmalarına bakıldığında, o dönemdeki genel cerrahlardan farklı olarak, hem nörolojik muayene yapabilen, endikasyon koyabilen ve hem de opere eden bir portre ile karşılaşırız. Bu nedenle aldığı eğitim, yaptıkları ve kayıtlarda nöroşirürji bölümü "şef do kliniği" olarak tanımlanması da göz önüne alınarak kendisinin Türkiye'nin ile nöroşirürjiyeni olarak kabul edilmesi gerekir. Üstelik tüm resmi yazışmalara bakılacak olursa, o dönemde kısıtlı olanaklarda kurulan kliniğin de, Türkiye'nin ilk nöroşirürji kliniği olarak kabul edilmesi gerekir.

3. Dönem: 1933-1950 arasında olan bu dönem İstanbul Üniversitesinin kurulması ile başlar. Bu dönemin başlıca özelliği başlangıçta ülkede aktif olarak nöroşirürjiyen bulunmamasıdır. Bu dönemde nöroşirürjikal operayonlar tanınmış genel cerrahların yanı sıra, yurt dışında nöroşirürji eğitimi almış olan nöroşirürjiyenler tarafından yapılmaktadır. Bu dönemde nöroşirürjikal operasyonlar başlıca İstanbul Üniversitesi, Bakırköy Hastanesi ve özel hastanelerde yapılmıştır. Dönemin sonlarına doğru ise Dr. Dilek'in Haydarpaşa Numune Hastanesine geçmesi nedeni ile bu hastanede de nöroşirürjikal uygulamalar yapılır hale gelmiştir.


C. İstanbul Üniversitesi: İstanbul Üniversitesinde cerrahi bölüm başkanı olarak 1933-1939 yılları arasında çalışan Prof. Nissen, bu dönemde sporadik de olsa nöroşirürjikal operasyonlar yapmıştır. Bu operasyonlar arasında sellar kitleler, ventriküler kitleler, spinal operasyonlar sayılabilir. Nissen genel cerrahların her şeyi yapabileceğini savunmuş, bu doğrultuda bir yapılanma sürdürmüştür. İstanbul Üniversitesinde bu nedenle nöroşirürji alanındaki branşlaşma bir süre gecikmiştir. 1940'lı yılların ortalarında ise Dr. Tarcan nöroşirürji eğitimi için İngiltere'ye, Dr. Feyyaz Berkay ise ABD'ye gitmişlerdir.

D. Bakırköy Hastanesi: Bakırköy'de nöroşirürjiyen eksikliğinin hissedilmesi nedeni ile Mazhar Osman girişimler başlatarak genel cerrah olan Dr. Hami Dilek'in Fransa'da nöroşirürji eğitimine başlamasını sağlamıştır. 1930'lu yılların ortalarında Bakırköy'den Mazhar Osman tarafından Fransa'ya gönderilen Op. Dr. Hami Dilek'in yanı sıra, kendi imkanları ile Fransa'da eğitim gören Op. Dr. Cemil Şerif Baydur da nöroşirürjiye başlar. Cemil Şerif Baydur'un Bakırköy'deki meslek yaşamı geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kısa sürer. Bununla birlikte, Dr. Baydur Türkçe yazılmış ilk nöroşirürji eser olan "Nöroşirürji Bahisleri" adlı kitabın yazarıdır.

Dr. Hami Dilek'in çalışması ise tüm zorluklara karşın disiplinli olarak devam eder. Dr. Dilek sistemli bir şekilde nöroşirürjinin kurumsallaşmasında önemli rol almıştır. 1940'lı yılların sonlarında Bakırköy hastanesinin başhekimi ile sorunlar yaşayan Dr. Dilek bu hastaneden ayrılarak Haydarpaşa Numune Hastanesine gelerek bu kurumda nöroşirürji bölümünü kurar. Dr. Dilek'in yerine ise Dr. Ertuğrul Saltuk devam eder.

C: Özel Şişli Cerrahi Hastanesi: 1930'lu yılların ortalarında Fransa'ya giderek nöroşirürji eğitimi alan diğer bir cerrah ise Op. Dr. Cafer Tayyar Kankat'tır. Dr. Kankat herhangi bir resmi kurumda çalışmamış, kurduğu özel hastanede nöroşirürji yaşamını sürdürmüştür. Dr. Kankat aynı zamanda 1936-1948 yılları arasında "Modern Cerrahi ve Nöroşirürji Mecmuası" adlı dergiyi yayınlamıştır.

E. Gülhane Hastanesi: Diğer hastanelerin aksine Gülhane'de nöroşirürjikal operasyonlar uzunca bir süre genel cerrahlar tarafından yapılmıştır. 1930'lu yıllarda Op. Dr. Mustafa Sakarya ABD'ye Dr. Walter E. Dandy'nin kliniğine gönderilmiş ve burada nöroşirürji eğitimi alması sağlanmıştır. Fakat dönüşte önce doğuya daha sonra Afganistan'a gönderilmiş, böylece Gülhane'de nöroşirürji yapılanması gecikmiştir.

1947 yılında onaylanan ihtisas tüzüğü ile birlikte ülkemizde ilk kez nöroşirürji ihtisası kabul edilmiştir.

4. Dönem: 1950 yılına gelindiğinde Türkiye'de aktif olarak nöroşirürji ile ilgilenen iki cerrah vardı: Op. Dr. Hami Dilek ve Op. Dr. Ertuğrul Saltuk. Bununla birlikte, 1950'li yılların başında İstanbul Üniversitesine Dr. Tarcan ve Dr. Berkay'ın geri dönmeleri, keza Dr. Taptas'ın Fransa'dan gelmesi ile nöroşirürjiyen sayısında artış oldu. Öte yandan Bakırköy ve Haydarpaşa Numune nöroşirürji kliniklerinin Dr. Saltuk ve Dr. Dilek'in başkanlığında eğitim programlarını başlatarak asistan almaya başlamaları,

Cerrahpaşa'da nöroşirürjinin Prof. Dr. Feyyaz Berkay'ın başkanlığında kurulması, Çapa'da ise Prof. Tarcan'ın başkanlığında kurulması bu sürece ivme kazandırmıştır.

1960'lı yıllara gelindiğinde Ankara ve daha sonra İzmir'de nöroşirürji kliniklerinin kurulmasına tanık olmaktayız. 1960 yılında Hacettepe Üniversitesinde, 1965 yılında Ankara Üniversitesinde, 1967 yılında Ege Üniversitesinde nöroşirürji kliniklerinin kurulması ile nöroşirürji Anadolu'da da üniversiter anlamda kurulmuştur.

Bugün ülkemizde 58 merkezde (üniversite hastanesi, devlet hastanesi, SSK hastanesi ve bir vakıf hastanesi) nöroşirürji eğitimi verilmektedir. Ülkemizin tüm ill